Arkabi’nin çevreci Köyü; Dereüstü-‘Gidreva’

ARHAVİ’ın doğusunda, kapisre deresi’nin kenarında, denizden 750 metre yükseklikte bulunan dereüstü köyü, çalışkan insanıyla, binlerce dönüme yayılmış ÇAY BAHÇELERİ, mısır, kivi, armut, elma, ve incir meyveleriyle kendisini doğal hayata adamış 70 haneli bir köy… merkezden mençuna şelalesi yönündeki yola uzaklığı 6 kilometre. fındıklı yönünden gelirken tünelden geçtikten sonra sağdaki ilk yol sapağından girdikten 5 kilometre […]

IMG_5816

ARHAVİ’ın doğusunda, kapisre deresi’nin kenarında, denizden 750 metre yükseklikte bulunan dereüstü köyü, çalışkan insanıyla, binlerce dönüme yayılmış ÇAY BAHÇELERİ, mısır, kivi, armut, elma, ve incir meyveleriyle kendisini doğal hayata adamış 70 haneli bir köy… merkezden mençuna şelalesi yönündeki yola uzaklığı 6 kilometre. fındıklı yönünden gelirken tünelden geçtikten sonra sağdaki ilk yol sapağından girdikten 5 kilometre sonraki Sağdan girerseniz doğruca köye ulaşırsınız. Ana yoldan sonra köye ulaşım için sadece bir yol var. Köye çevreden ulaşan başka hiçbir yol yoktur.

Artvin’in en şirin ilçelerinden Arhavi’nin Dereüstü Köyü’nü (Gidreva) sizlerle buluşturuyoruz. 08 Artvin Dergisi’nin her sayısında Artvin’in bir köyü sizlerle buluşuyor. 2013 yılında Arhavi’nin en kalabalık köyü Kireçlik Köyü’nü tanıtmıştık. Bu köyle komşu bir köy. Yaşayan köyün en yaşlı erkekleri Niyazi Sarıbaş (90), Hamdi Akgümüş, Mustafa Kemal Öztabak, Kamil Öztabak, en yaşlı kadın olarak, Müzeyyen Ergin (95) yaşıyor. Kıyıdan yaklaşık 750 metre yükseklikteki Dereüstü Köyü, resmi kayıtlarda 132 haneden oluşuyor. Yalnız 70 hanenin varlığı söz konusu. Köyde yaşayanlar, kışın okulların kapanması nedeniyle çocuklarıyla birlikte şehir merkezinde ikamet ediyorlar. Köyün en önemli özelliği eğitim oranının çok yüksek oluşu ve Türkiye’nin bir çok yerine dağılmış ekonomik olanakları yükselmiş ailelerden oluşması. Yani işadamları, gazeteciler, doktorlar hatta bilimsel olarak çalışan vatandaşlara rastlamak mümkün. Köyün üst taraflarında geniş yapraklı kıyı ormanları ile gür ve sık ormanlar çevrilidir. Sakallı kızılağaç, Kayın, Kestane, Gürgen, Karaağaç, Çınar ve Ilhamur ağaç türleri vardır. 1900 metrelerde ise Defne, Tesbih Ağacı, ve Şimşir ağaçları da görülmektedir. Köy halkının yaşadığı alanlarda ise meyve ağaçları mevcuttur. Dereüstü Köyü’nden üç dere geçmekte, mevsimler arasında çok büyük fark gözükmemektedir. Yağış her mevsime eşit bir şekilde dağılmıştır. Sıcaklık için de aynı ölçü söylenebilir. KÖYE GİDİŞ Artvin’de son 5 gündür aralıksız yağmur yağıyor. Bulutlu bir havada şehir merkezinden yaklaşık 10 km mesafedeki köye muhtar Rıdvan Öztabak’la buluşarak başlıyoruz. Yanımızda Kemalpaşa Belediyesi Zabıta Müdürü Ali Balcıoğlu da bulunuyor. Hemşin kültürüne sahip Balcıoğlu bölgedeki Laz ve Gürcülerin kültürlerine de yabancı kalmamak için bizlerle geziye katıldı. Kapisre Deresi’nin sağ tarafından Dereüstü Köyü’ne doğru yol alıyoruz. İki şeritli yolun sağ tarafında şehrin sanayisi yerleşmiş. yol boyunca çay fabrikaları ve okullar bulunuyor. Arhavi mimarisine uygun evleri görebiliyoruz. Kapisre Deresi’nin solunda ise Tutukevi görmek mümkün. Arhavi Tutukevi, Fındaklı ve Hopa’nın da ortak yeri diyebiliriz. Muhtar Rıdvan Bey’den köy hakkında ve yaşayanlarla ilgili bilgiler alıyoruz. Yol ayrımı çok belli değil. Köyün girişini kaçırabilirsiniz. Köy levhası 50 metre içeride görebilirsiniz. Kapisre Deresi’nin sağından, eski ilköğretim okulu, yeni çay fabrikasının arkasından köye giriyoruz. Köye girmeden yolun solunda Kapisre Deresi’si üstünde Papila Alabalık Çiftliği bulunuyor. Girişin sol ve sağında fındık ağaçları, gürgen, karayemiş ağaçları ile yol alıyoruz. Köy yolu dar, iki araç yanyana belli aralıklardaki geçişlerle sağlanıyor. Bir çok evin bahçesinde aile mezarlıkları göze çarpıyor. 150 metre girişten sonra sağımızda Arhavi mimarisini yansıtan Laz Evi ile karşılaşıyoruz. Zeki Karabulut’a ait olduğunu söylediğ evi geziyoruz. Evin restorasyonuna başlamış. Altı kısmı hayvan ahırı olarak kullanılan bölümü de yeniden inşa ederek kendilerine yaşam alanı oluşturmuş. Bahçede ise keçi, tavuk, horoz, köpek ve kedileri görmek mümkün. Bir üst kısmında ise Yorukoğlu’na iat olduğu söylenen yıkık dökük bir eve giriyoruz. Bir çok yerde varegel dediğimiz havadan taşıma aracına rastlamak mümkün. Hemen hemen her eve yakın yerlerde var. Yorukoğlu’na ait evi incelerken, eski eşyalara da rastladık. Olduğu gibi bırakılmış. 50 yıllık bir serender daha yeni dökülmeye başlamış, yapılışında bir tek çivi bile kullanılmamış. Yaşar Yoruk’a ait olduğu söylenen evin iç bölmeleri ve tavan çökmek üzere. Çocukları da sahip çıkmamışlar. Devlet Eski Eserleri Koruma kapsamına aldığı için bu ev orjinali gibi tekrar restore edilerek korunacak bilgisini alıyoruz muhtardan. Yaşar Yoruk Dereüstü Köyü’nün ilk muhtarlarındanmış. İstanbul’da 20’ye yakın evi varmış, kötü alışkanlıklar nedeniyle hepsini kaybetmiş. Çocukları şimdilerde sadece çay toplamak için köye geldikleri, ev ve arsalarla ilgilenmediklerini söylüyor muhtar. Evin içinde yılanlara rastlıyor, fareler de cirit atıyor. Ayrılıyoruz. Meyvelerin ve sebzelerin artık olgunlaştığı ve toplandığı mevsimde yaptığımız gezide köyde tatmadığımız ve görmediğimiz sebze ve meyve kalmadı. Armut çeşitleri, elma, üzüm, incir, kivi, bu mevsimde yetişiyor. Yol boyunca iki yerde bal üretimi için çalışanları görüyoruz. Evler bir mahalle görünümünde değil. 200 metre birbirinden uzaklar. Köy camisine yakın ber yerdeki bir hanımla görüşüyoruz. Sıcak mı sıcak, neşeli, sempatik bir o kadar da konuşkan, dinliyoruz. 83 yaşındayım, birkaç sene önce buralarda bir felaket yaşadık. Devlet yıkılan evimize karşılık merkezde bir ev verdiler. Orada yaşamaya başladık. Biz de biliyorduk ki bedeva verdiler. Şimdi 80 bin lira para keseceklermiş. Biz ne yapacağımızı şaşırdık. İlkokulu okudum, kafam biraz çalışıyor. Bize ev lazım değildi. Ben cumhuriyet çocuğuyum. Çocukluğumda Atatürk’le büyüdük. Hiç unutmuyorum ezberlediğim ve hafızamda kalan şiiri okumak istiyorum. (Hiç nefes almadan söylediği şiir) CUMHURİYET Ne saltanat, ne sultan: Ne hakanlık, ne hakan; Biz ki Türküz, Türke baş Kendi seçtiği yurtdaş. Hükmeden ancak millet, Milletle birdir devlet. Onun dediği olur, Onun sözü tutulur. Millet güvendiğini Öğüp beğendiğini Yerine vekil seçer “Yurda bakacaksın” der. Bu seçilen vekiller Bir yerde birleşirler. Ona denir Kamutay Millete budur saray. Saylavlar, kadın, erkek, Vatanı düşünerek Kanun yaparlar orda; Düzen verirler yurda. İşler yürür bunlarla, Eldeki kanunlarla Yurt idare edilir; Buna Hükümet denir. Durumu böyle olan, Bu şekilde kurulan Devlet, Cumhuriyettir; Onda hakim millettir. Kamutayca seçilen Cumhurreisi denen En büyük Türk yurtdaşı Olur devletin başı. Cumhuriyeti kuran, Büyük millî kahraman İlk başkandır Atatürk; Kimse yok ondan büyük. Bu şiir 50 sn.’de bitti. 16 yaşında evlendirilmiş. Evin tek kızıydım. Babam hiç razi değildi. Beni zorla kopardılar. Selimoğluların gelini Muşerref Öztabak olduğunu söyledi. Muşeref Teyze bir anısını bize ısrarla anlatıyor. “Beyim Kırıkkale’de Sanat Okulu okumuş, Bu köyde çay bahçesi yaparken Rus mermisi görmüşler, ucu sivridi. İçi barut dolu. Eskiden buralarda tüfek çok atılırdı, gençliğimizde. Bunlarda bayramda tüfek atacağız diye, yakınımızda bir serender vardı, kaynımın. Bu ucu sivri mermiyi taşa vurdular barut içinden çıkartmak çin, taş kıvılcım çıkardı, Eskiden bakır leğenler vardı, onun içindeki barut bir tutuştu bizim adam kaçamadı. eşyasıyla aşağısı tutuştu, yakınımızda bir değirmene götürdüler orada söndürdüler onu gördüm. Unutumadım. Eskiden cahillik vardı anlayacağın“ bu güzel anısını dinledikten sonra teyzeye Allah uzun ömürler versin diyerek ayrılıyoruz yanından. 95 yaşındaki iki oğlunu kaybetmiş Fatma Öztabak’la görüşüyoruz. Ağlamaklı sesi ile bize hayati, zorlukları ve acıları anlatıyor. “Çok aç kaldık, hastalandık, Mısır tarlalarımız vardı. Çalışmamız lazımdı, çalışmasak aç kalıyorduk. Benim yaşımı bırak çocuklarımın bi yaşını sor? Çocuklarım 46 yaşında öldüler. 7 sene oldu öldükleri. Kaynanam kaynatam yoktu. Çocukları tarlaya götürüyor orada oturtuyordum. İnekleri otlatıyor, gezdiriyordum. Arazımız çok vardı. Şimdi çay toplanmassa biz nasıl geçineceğiz”. Teyze başını öne eğerek lazca “oğul allah uzun ömürler versin” dediğini duyar oldum. Bizde aynı dileklerimizi belirterek yanından uzaklaştık. Bu arada Muhtar Rıdvan Öztabak’ın köy için çalışmalarını dinliyoruz. Köyün en önemli sorununun şimdilerde “Taş Ocağı” olduğunu belirtiyor. Çifte Köprü tarafında köy sınırları içindeki çok değerli kayalığı dinamitleyerek çevreye, doğaya, canlılara zarar vereceğinden endişe duyuyor. Mahkemelik olan muhtar sonuna kadar buna direneceğini söylüyor. Bizde bu kutsal görevi sonuna kadar desteklediğimizi belirtiyor, ‘yanındayız’ diyoruz. Çok değerli bir amcamızla sohbetimize devam ediyoruz. Aynı zamanda Gazeteci Şükran Özçakmak’ın dayısı Aydın Öztabak hayatını konuşuyoruz. “1968’de kurulan Hopa Termik Santralı kurucularındanım. Tahis döneminden işletmesine kadar ilgilendim. Şu anda 77 yaşındayım. Sanat okuluna gidene kara bu köyde kaldım. 1953’e kadar köydeydim. Çok küçük yaşta babamızı kaybettik. İki kız, iki erkek kardeştik. Abimin çalışması bize yetmiyordu. Geçim çok zordu. Annem Ruştiye mezunu, kültürlü bir kadındı. Zengin bir ailenin kızıydı. Hepimizi sanatkar etti. Abim bakırcılığı öğrendi. Ben de mobilya üzerine çalıştım. Fakirlik dönemlerimiz oldu. Türkiye’de Demokrat Parti’nin kazınmasıyla iş sahaları açıldı. Bildiğiniz gibi Karadeniz Sahili ailelerinde erkek olmadan geçim zordur. Öyle günler oldu ki kadınlar erkeklerin işlerini de yapmaya başladı. Hiç bir gelirimiz artık yok gibiydi. Tuz, şeker ve et parası bulmak zordu. Onun için gurbete İzmir’e gittim genç yaşta. Abim de yanıma geldi. Duydum ki Hopa Termik Santralı açılıyor, geldim. O zaman Etibank Kurumu vardı. İmtihanla işe girdim. 1982’de emekli olana kadar çalıştım. Şu anki Tesis kurulurken o zamanlarda bu yerde mezarlar vardı. Eski Kemalpaşa yolunda Talikot denilen yere mezarları taşıdık. Bu memlekette mısır ekerdik, yardımlaşırdık, kurum ekerdik. Akşamları gider domuz beklerdik, korurduk mısırı. Bu köye 300 sene evel Kampana Dikyamaç köyünden inmişiz, O zamanlar İsmailoğluları yaşarmış. Arıcılık ve hayvancılık yapmış. orada 300 dönüm tapulu arazimiz varmış. Atalarımız değirmenin tapusunu Hopa’da almış. Öyleki tüm arazinin etrafını hendeklerle çevirmiş. Çevre köylerden kız alıp vermeyle ilişkilerimiz güçlenmiş. Köy içerisinde herkes bir şekilde birbirleriyle akraba olmuşuz. En yakın dostlarım Hemşinlilerdir. Çok iyi arkadaşlarım var. Benim yanımda çalışmayan hemşinli yok. Birbirimize çok destek olduk. Aydın Amcanın anlattıkları cidden çok önemliydi bizim için. Çay ikramından sonra köyün tepesine doğru yola çıktık. Yolda 80 yıllık değirmenlere rastladık. Çay toplayanlara katıldık. Bahçeden incirler kopardık. Köyün sırtı değimiz noktada rahmetli Osman Torunlar’ın inşa ettiği Atmacacılar Konağı ilgimizi çekti. Oğlu Tuncer Torunlar’ın tüm misafirlere açtığı küçük ama önemli bir tesisi köylüler de kullanıyor. Osman Torunlar’ın Atmaca merakı ve kalabalık ortamlardan kaçarak doğayla başbaşa kalması için yapıldığı düşünülüyor. Karizmatik köy Dereüstü Köyü halkının kapıları sonuna kadar açık olan bu köye uğramanızı ve Muhtar Rıdvan Öztabak’ı aramanız yeterli olacak. (0542 258 78 67) Köyün ileri gelenleri Rahmetli Hakim Yaşar Günaydın, Tuncer Torunlar, Nevzat Torunlar, Muammet Sarıbaş,

Haber-fotoğraflar/ramazan balcıoğlu

IMG_5784 IMG_5767 IMG_5740 IMG_5632 IMG_5622

 

0 comments