Dünya

5504da30ec5626e1b48a88d6395683ba

Bulgaristan’da Türklerin kurduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) Onursal Başkanı Ahmed Doğan’ın parti Genel Başkanı Lütfi Mestan’ı görevden alması ve Mestan’ın kısa bir süreliğine Türkiye Büyükelçiliği’ne sığınmasıyla Ankara ile Sofya arasında baş gösteren kriz doruk noktaya çıktı. Türkiye ve Bulgaristan, ülkelerin içişlerine karıştıkları gerekçesiyle karşılıklı iki diplomatı “istenmeyen adam (persona non grata)” ilan etti.

İLK HAMLE SOFYA’DAN

Edinilen bilgiye göre Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı, Ankara’ya bir nota vererek Diyanet İşleri Başkanlığı mensubu olan ve Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğu’nda Sosyal Hizmetler Ataşesi olarak görev yapan Uğur Emiroğlu’nun diplomatik görevle bağdaşmayan şekilde Bulgaristan’ın içişlerine karıştığının tespit edildiğini öne sürüp, söz konusu kişiyi “istenmeyen adam” ilan ederek ülkeden ayrılmasını talep etti.

Ankara ise Sofya’nın bu iddialarının doğru olmadığını ve ‘istenmeyen adam’ ilanına bir anlam verilemediğini bildirdi. Bulgaristan, tutumundan vazgeçmeyince Türkiye misillemede bulundu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da, Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli Konsolos Zorrnitsa Petrova Apostolova’yı ‘istenmeyen adam’ ilan ederek, Türkiye’yi terk etmesini talep etti. Ankara ve Sofya’nın bu sert diplomatik tutumları üzerine her iki diplomatın ülkeleri terkettikleri öğrenildi.

NEDENİ DÜŞÜRÜLEN RUS UÇAĞI

İki ülke arasındaki kriz, Türkiye’nin geçen yıl 24 Kasım’da Suriye sınırında Rus savaş uçağını düşürmesiyle başladı. HÖH lideri Lütfi Mestan, Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getiren olayda Türkiye’yi destekleyince partinin onursal başkanı Ahmet Doğan tarafından görevinden alınarak partiden ihraç edildi ve kendisine verilen devlet koruması geri çekildi. Bu olaydan sonra Mestan geçen Aralık sonunda, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle çocuklarıyla birlikte kısa bir süreliğine Türkiye’nin Sofya Büyükelçiliği’ne sığındı. HÖH’ten 3 milletvekili de Mestan’ın ihracını protesto etmek amacıyla istifa etti.

“PARTİ İÇİ MÜCADELEYE KARIŞTI” İDDİASI

Sofya yönetimi, ‘Bulgaristan’ın içişlerine karışmak’la suçlanan Emiroğlu’nun istenmeyen adam ilan edilmesinin gerekçesine dair detay vermedi. Ancak Bulgaristan’ın Focus haber ajansı, Sofya yönetiminin Emiroğlu’nun Müslüman azınlığa müdahale etmesinden rahatsız olduğunu öne sürdü. Emiroğlu’nun, Hak ve Özgürlükler Partisi’nin kurucusu ve onursal başkanı Ahmet Doğan tarafından partiden atılan Lütfi Mestan’ın desteklenmesi için azınlığa baskı yaptığı öne sürülüyor. haber: akgazete.com.tr’den alınmıştır.

dogal

PKK tarafından yapılan saldırı sonucu oluşan hasar nedeniyle İran’dan doğalgaz alımı durduruldu. Görgü tanıkları ve yetkililerin açıklamasına göre, dün saat 18.00 sıralarında Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinin Hallaç köyü yakınlarından geçen İran- Türkiye doğalgaz boru hattına PKK tarafından saldırı düzenlendi. Saldırı sonrası meydana gelen patlama büyük bir çukur oluşturdu ve çevrede korkuya yol açtı. Patlamanın ardından başlayan yangının halen devam ettiği belirtilirken, boru hattında güvenlik önlemi alındı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor. Valilikten yapılan açıklamada, Hallaç Köyü yakınlarında Türkiye-İran doğalgaz boru hattına terör örgütü tarafından saldırı düzenlendiği, patlama sonucu oluşan yangının kısa sürede söndürdürüldüğü, boru hattı onarıldıktan sonra İran’dan doğalgaz akışının tekrar başlayacağı bildirildi.

nato

Türkiye’nin çağrısı üzerine olağanüstü toplanan NATO Konseyi’nde görüşmeler başladı. Açılışta konuşan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Türkiye ile güçlü dayanışma içinde olduklarını söyledi. Toplantının açılışında konuşan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO’nun Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından takip ettiğini ve Türkiye ile güçlü dayanışma içerisinde olduklarını söyledi. Stoltenberg, Türkiye’deki terörist saldırıları istişare etmek üzere toplandıklarını belirtti. Stoltenberg, Washington Anlaşması’nın 4. maddesi gereğince herhangi bir müttefikin toprak bütünlüğünü, siyasi bağımsızlığını ya da güvenliğini tehdit altında hissetmesi durumunda, NATO’yu istişareye çağırabileceğini anlattı. Jens Stoltenberg, Türkiye’nin bu toplantıyı güvenlik durumunu görüşmek üzere talep ettiğini belirterek “Bu korkunç terör eylemlerinden etkilenen Türk hükümetine ve mağdurlara taziyelerimizi sunuyorum” diye konuştu.

“TERÖRİZİM HİÇBİR ŞEKİLDE HAKLI OLAMAZ”

Toplantıda, Türkiye’nin kapısının önünde ve NATO sınırındaki istikrarsızlığı görüşeceklerine işaret eden Stoltenberg, “Terörizm hiçbir şekilde haklı olamaz ve tolere edilemez” ifadesini kullandı. Stoltenberg, NATO’nun Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından takip ettiğini ve Türkiye ile güçlü dayanışma içerisinde olduklarını vurguladı. NATO tarihinde 4. madde daha önce Türkiye ve Polonya tarafından işletilmiş, 5. maddeye ise sadece bir kez, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD tarafından başvurulmuştu.

1 (13)

Artvin Kadın Dayanışması Platformu, “Kadına Yönelik Şiddetin Hukuki ve Psikolojik Boyutu” konulu panel ve ardından gerçekleşecek olan yürüyüş için Artvin halkına çağrı yaptı. Aralarında, Artvin Barosu Kadın Komisyonu, Cumhuriyet Halk Partisi, Milletçi Hareket Partisi, Eğitim Sen, Türk Eğitim Sen, Türk İş, Birleşik Haziran Hareketi, Esnaf Sanatkârlar, Halk Evleri, Yeşil Artvin Derneğinin yer aldığı Artvin Kadın Dayanışma Platformu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmayı planlıyor. 8 Mart Pazar günü Ahmet Hamdi Tanpınar Kültür Merkezinde gerçekleşecek olan “Kadına Yönelik Şiddetin Hukuki ve Psikolojik Boyutu” konulu panel ve ardından gerçekleşecek olan yürüyüş için Artvin Kadın Dayanışması Platformu önlüklerini takarak sokağa çıktılar.

Kadına yönelik şiddetin sürdüğünü dile getiren kadınlar, “isyanımız büyüyor susmuyoruz örgütleniyoruz” diyerek Artvin esnafını tek tek dolaşıp bildiri dağıttılar.

Artvin Kadın Dayanışması Platformu tarafından yapılan açıklamada; “tüm Türkiye’de, özelde Artvin’de kadınlar olarak diyoruz ki; evdeki emeğimiz görünmediği küçümsendiği, hatta yok sayıldığı için, işyerindeki emeğimiz erkeklerinki kadar değer görmediği için, evde, işyerinde, sokakta etrafımızı kuşatan erkek egemenliğine başkaldırmak için, en yakınlarımızdan gördüğümüz şiddet yüzünden başvurduğumuz karakollar, sağlık kuruluşları bizi korumadığı; siyasi iktidar bizi aile dışında görmek istemediği için, her gün 5 kadın öldürüldüğü için, tecavüzcüler ve katiller devletin mahkemelerinde haksız tahrik indirimleri aldığı, korunduğu için, savaşı acıyı ölümü üretenlerin kadınlar olmadığını, tüm bunların yükünü en çok kadınların taşıdığını hatırlatmak için, savaşa karşı duranın yine kadınlar olacağını göstermek için, eğitimdeki cinsiyet ayrımcılığına karşı koyabilmek için, 8 Mart’ta bunları haykırmak daha da önem taşıyor” dediler.

Daha sonra Vatandaşları panele davet ederek bazı iş yerlerine ise afiş astılar. Kadınların örgütlenmesi çok sayıda esnaf ve vatandaştan olumlu tepki aldı.

1 (1) 1 (2) 1 (3) 1 (4) 1 (5) 1 (6) 1 (7) 1 (8) 1 (9) 1 (10) 1 (13) 1 (14) 1 (15) 1 (16)

1

Azerbaycan’ın Türkiye’deki dış temsilciliklerinden alınan bilgiye göre, 1 Eylül 2014 tarihinden itibaren 1 Yıllık ve Çok Girişli Azerbaycan vizesi kaldırılarak yerine, tek seferlik vize uygulaması başlatıldı. Konuyla ilgili açıklama yapan Uluslararası Nakliyeciler Deneği İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener: “Azerbaycan Cumhuriyetin temsilciliklerinin Sayın Cumhurbaşkanımızın Azerbaycan’ı ziyaret ettiği gün bu uygulamayı başlatmış olmaları bir şansızlıktır. Bu uygulamanın “İki devlet, bir millet” anlayışına sahip olan Devlet Başkanları inisiyatifi dışında Bürokratik seviyede kararlaştırıldığını düşünüyoruz. Azerbaycan’ın talihsiz uygulaması; Ülkemizin 500 milyar dolar ihracat hedefine zarar verecektir !”,dedi. Türkiye, Azerbaycan vatandaşlarına 30 gün kalışlar için vizesiz giriş imkânı sunarken; bugüne kadar yılda bir kez vize alınmasını isteyen Azerbaycan 1 Eylül tarihinde başlattığı yeni uygulama ile Türk sürücüleri bir ayda en az 3 kez vize almak zorunda bıraktı.

Son yıllarda Türk vatandaşlarına Rus, Ukrayna gibi ülkelerde bile vize muafiyetleri ile kapılar art arda açılırken, vizenin kaldırılmasının beklendiği bir dönemde, Türk sürücülere böyle bir kısıtlama getiren Azerbaycan, Rus sürücülerinden dahi vize talep etmiyor. Tek seferlik vize, hiçbir yabancı ülke tarafından Türk vatandaşlarına uygulanmıyor!

Yeni kısıtlamayla, Türk taşımacılarının aylık ortalama 3 sefer yaptığı Azerbaycan’a her bir sürücü için yılda en az 40 kez vize almak gerekecek. Yurt geneline yayılmış olan Türk nakliyecisinin işini bırakıp her sefer için vize temin etmeye çalışması kabul edilemez. Azerbaycan dış temsilciliklerinin işlem hacmini en az 40 kat artıracak olan bu uygulama sektörümüz için eşi benzeri olmayan bir zulümdür. Bu uygulamanın vize bile uygulamadığımız Azerbaycan’dan gelmiş olması kabul edilemez bir durumdur.

UND İcra Kurulu Başkanı Fatih Şener: Türk sürücülerinden sadece tek girişli vize istenmeye başlanmasının, Her iki ülke devlet başkanları tarafından sıklıkla dile getirilen, “İki Devlet Bir Millet” anlayışı ile çeliştiğini belirterek, bu kısıtlamanın iki ülke Ticaretini olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Şener,“Azerbaycan Cumhuriyetin temsilciliklerinin Sayın Cumhurbaşkanımızın Azerbaycan’ı ziyaret ettiği gün bu uygulamayı başlatmış olmaları bir şansızlıktır. Bu uygulamanın “İki devlet, bir millet” anlayışına sahip olan Devlet Başkanları inisiyatifi dışında Bürokratik seviyede kararlaştırıldığını düşünüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bizim için inanılmaz olan bir şey olan Rusya Vizesini kaldırılmasını sağladığı gibi bu seyahatinde de Azerbaycan vizesini kaldırmasını istiyoruz. Vizenin kalkması, ülkemiz ile Azerbaycan arasındaki ticaretinin gelişerek artması ve ülkemiz ihracat hedefinin gerçekleştirilebilmesi için büyük öneme sahiptir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk seyahatini Azerbaycan’a yapıyor olması kardeşliğimizin en güzel işaretidir. Azerbaycan vize uygulamasını zorlaştırmak yerine, kendisinden vize istemeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamaktan vazgeçmelidir.”dedi.

fatih sener

20090322.234801_ANK352_1094188

Özcan Alper’in senaryosunu Ahmet Büke ile birlikte yazdığı ‘Rüzgarın Hatıraları’; geçen yıl Rotterdam Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen Hubertbals Fonu’ndan senaryo ve proje geliştirme desteği ödülünü almıştı. ATV’de yayınlanan ‘Kara Para Aşk’dizisiyle başarılı bir sezonu geride bırakanTuba Büyüküstün, yeni bir sinema filmine başladı. Güzel oyuncu, eşi Onur Saylak ile birlikte Özcan Alper’in yöneteceği‘Rüzgarın Hatıraları’ adlı filmde rol alıyor. Büyüküstün ve Saylak’ın yanı sıra kadrosunda Ebru Özkan, Murat Daltaban, Mustafa Uğurlu ve Sofya Khandamirova’nın da yer aldığı filmin çekimleri, 15 gün önce Batum’da başladı. Batum’un yanı sıra çekimleri Borçka, Şavşat ve Hopa’da da yapılacak olan film, 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde Türkiye’den kaçmak zorunda kalan muhalif Ermeni şair ‘Aram’ın yolculuğunu anlatıyor.

tuba_buyukustun_esi_onur_saylakla_ayni_filmde_1403772859_6312

1656670773

Artvin Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ahmet Alpaslan; “Borçka Artvin Karayolu üzerinde Ormanlı Köyü sınırları içerisinde yer alan Artvin’e 15 kilometre mesafede karayolunun hemen burnunun dibinde yapılan Konkasör tesisleri zehir kusmaya, civar köyleri ve vadiyi toz bulutunaboğduğu gibi, yolun kalitesini bozarak trafiği de tehlikeye atmaya devam ediyor” dedi.

Sayın Kalkan Aslında Artvin’e Kalkan Olmak Ve Artvinlileri Korumak İstemiş
Artvin Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ahmet Alpaslan açıklamalarında; “Halk arasında  “vali yiyen” proje olarak bilinen Konkasör tesislerinin nasıl bir çevre sorununu yarattığını gören vatandaşlar; “Bir önceki valimiz Sayın Necmettin Kalkan’ın bu tesislere izin vermediği için gönderildiğini duymuştuk. Biz de buraya neden izin vermemiş ki deyip konuyu anlayamamıştık. Ama bugün görüyoruz ki, Vali bey Artvin’i, Artvinlileri düşünmüş. ‘Ben buradan giderim ama ardımda böyle bir şey bırakmak istemem’ demek istemiş. Gerçekten üzücü bir durum yaşanıyor. Böyle bir şekilde dünyanın hangi ülkesinde iş yapılabilir? Avrupa’da Amerika’da olsa bu şirketin ödeyeceği tazminat kendisinin kapanmasına vesile olur. Türkiye’de böyle galiba” ifadelerine yer verdi.

Bu Nasıl Bir İşletme Anlayışıdır?
Artvin Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Ahmet Alpaslan, “Bu konkasör’ün buraya konması bir kere Karayolları mevzuatına göre imkânsız olması lazım. Çünkü yolun kenarında demeyeceğim, yolun ortasında. Orada taş kırıp yolun görüş açısını kapatacak şekilde taş yığılıyor. Tozdan göz gözü görmüyor. Bu nasıl bir işletme anlayışıdır? Bu kadar toz, duman nereye gidiyor. Ciğerlerimize.

Artvinliler Kültürlü, Erdemli, Sabırlıdır Ama….
Konkasör tesislerinin olduğu yerde yol patates tarlasına, mayın tarlasına dönmüş durumda. Artvin insanı erdemli, kültürlü ve sabırlı bir insandır. Son ana kadar idare etmeyi bilir. Ama görünen o ki, idare edilecek bir tarafı yok. Bu doğaya da insana da saygısızlıktır. Bakın büyük ve bilinçli firmalar iş yapacağı zaman şöyle bir tabela asarlar “Çevreye verdiğimiz zarardan dolayı Özür diliyoruz.” Bu yazıyı bütün önlemler alındıktan sonra yazıyorlar. Zararı en aza indirmek için inanılmaz harcamalarda bulunuyorlar. Bunların çalışma prensibi ise doğayı, insanı dikkate almayan “ Biz böyle yapıyoruz, işinize gelirse” anlayışından başka bir şey değil.

Buraya Önce Karayolları Müdahalede Bulunmalı
Bakın burası karayolu. Bir kere Karayollarının bu şirkete yolu bozduğu için, Karayolu’nun güvenliğini tehlikeye attığı için uyarı yapması gerekirse kapatılması için girişimde bulunması gerekiyor. Karayolları yol kenarlarında çeşitli nedenlerle dinlenme yerlerine bile mırın kırın yaparken, bu çevre rezaletini görmüyor mu? Ayrıca Çevre Ve şehircilik İl Müdürlüğü ne iş yapıyor? Aylardır devam eden bu rezaleti görmüyor mu? Neden görevini yapmıyor?

Anayasa’nın 56. Maddesi ihlal edilerek iş yapılıyor!

Evet, biz Artvinliler devlerini, milletini, seven değerlere saygı gösteren, yapılan güzel işlere her zaman destek olan insanlarız. Ama yasal hakkımızı da çevresel duyarlılığımızı ve haklarımızı da anayasanın içindeki maddesinden biliriz Bakın Anayasamız ne diyor;

Anayasa`nın 56. Maddesi : (A. Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması )Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir…

Ben Anayasamızın 56. Maddesi gereğince bu şirketin çevreye verdiği zarardan dolayı ilgili ve yetkili kurumlara şikâyet ediyor ve herkesi göreve davet ediyorum. . Burada anayasal bir ihlal yaşanıyor ”dedi.

Bu Tesisin Derhal Kaldırılıp Başka Bir Alana Taşınmasını İstiyoruz

Buradan gelip geçen sürücüler, yolcular ve çevre köylerinde yaşayan vatandaşlar ise daha da ileriye giderek; “Bu tesisin buradan kaldırılmasını istiyoruz. Yolun hemen üstünde patlatmalar yapıyor, Yolun şevlerini bozuyor. Tehlike yaratıyor.  Karayolları buna nasıl izin veriyor.  Onu da anlamış değiliz. Bizim hayatımız bu kadar ucuz olmamalı. Sağlığımız bozuluyor. Ciğerlerimiz zehirleniyor.  Ormanlı Köyü, Fıstıklı, Erenler, Sümbüllü, Bakırköy ve Çoruh Vadisi bu çevre kirliliğinden etkilenmektedir. Bizim gördüğümüz kadarıyla Vali yiyen konkasör’ bizi de yemek istiyor her halde” ifadelerini kulandı.

1cad70e94d

Screen shot 2014-07-02 at 12.06.59 PM

Artvin İli Turizm Master Projesinin (2009) yapılmasından sonra, İlimizde Turizm Master Projesi doğrultusunda yapılan çalışmalarla ilgili, İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Ateş tarafından ümit verici açıklamalarda bulundu. İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Ateşle yaptığımız röportajda 2008 Yılında Doğu Karadeniz Bölgesinde Ana tema Yayla Turizmi düşüncesinden hareketle Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu ve Gümüşhane illerini içine alan 6 ilde Turizm Master Projelerinin yapılması kararı alındı. Bu karar doğrultusunda Artvin İli Turizm Master Projesi hazırlattırılarak kamuoyumuzla paylaştırılmıştı dedi. Ateş, “Planın ana vizyonu, Kaçkar ve Karçal Dağları ile Çoruh Nehrine sahip olan Artvin’in,  Türkiye’de eko-turizmin ve kültürel turizmin geliştiği ve gelişeceği en önemli kesimlerden birisi olmasıdır. Yine, insan kaynaklarını yıllar önce geliştirmeye başlayan Artvin’in,  çağdaş turizm anlayışı bağlamında, sürdürülebilir, doğaya ve insana duyarlı ve saygılı turizmin öncüsü olmaktır dedi. Artvin İli coğrafi 7.436 km² yüz ölçümüne sahip olup olduğunu ifade eden Ateş konuşmalarının devamında şu ifadelere yer verdi; sınırları içerisinde 3 (üç) Milli Park ile 1 (bir) Biyosfer Rezervini barındırmaktadır . Turizm Master Planı ile ilimizin el değmemiş doğasını korumak ve eko-turizme açmak hedeflenmektedir.

Projenin, Karadeniz Bölgesi ve İlimizde hazırlatılmasının ana gayesi; bölgemizin ve ilimizin turizm potansiyelini tespit etmek, kısa, orta ve uzun vadede yapılacak işleri bir plan doğrultusunda gerçekleştirmek ve gelen yerli ve yabancı turistlerin bölgede kalış sürelerini artırmaktır.

2009 yılında tamamlanan Turizm Master Projesi çerçevesinde; İlimiz sınırları içerisinde, yayla yolları veya yeşil yol adı ile bir yol güzergâh belirlendi. Güzergâh, Yusufeli ilçesi Salikvan Yaylası’ndan başlayıp, Hopa İlçesi Kemalpaşa Beldesi Sarp Sınır Kapısında son bulmaktadır. Güzergâh üzerinde 4 ana odak noktası belirlenmiştir. Bu noktalar:

Yusufeli İlçesi, Yaylalar Köyü, Merkez İlçe Kafkasör Yaylası ve Hatila Vadisi, Şavşat İlçesi Düzenli Yavuzköy, Kocabey ve Meşeli Köyü, Borçka İlçesi Camili Köyüdür.

Belirlenen yolların yapımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler İşletmeleri Genel Müdürlüğünden; 2011-2012 yılı için 2.450.000 TL, yılları için 850.000 TL ödenek Artvin İl Özel İdaresi hesabına aktarılmıştır. Kamu tarafından yapılan bu proje çalışmaları, güçlü tanıtımlar ve yatırımlar çok kısa zamanda turizm sektörü tarafından olumlu karşılandı ve sektör tarafından alt yapı yatırımları yapılmaya başlandı. Bu yatırımlar arasında, Şavşat İlçesinde devam eden ve tamamlanmış yatırımlar ön plana çıkmaktadır” dedi.

haber: coruhpostasi.net

1 (1) 1 (2) 1 (3) 1 (4) 1 (5) 1 (6) 1 (7) 1 (8) 1 (9) 1 (10) laset meydancik (1) meydancik (2) meydancik (3) meydancik (4) meydancik (5)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ha20121120162035-24571

Artvin’de, yaban hayvanlarının, besin ihtiyacını karşılayıp yerleşim birimlerine inmelerini önlemek amacıyla özel olarak yetiştirilen yabani meyve fidanları yüksek kesimlerdeki ormanlara dikiliyor. Artvin Orman Bölge Müdürlüğünce 2008-2015 yılları arasında başlatılan sosyal sorumluluk projesi kapsamında özel fidanlıklarda üretilerek ormanlık alanlara dikilen 361 bin 335 yabani kiraz, armut, elma, hurma, kızılcık, kestane ve ceviz fidanı toprakla buluşturuldu. Fidanların meyve vermeye başlamasıyla özellikle ayılarla başı dertte olan yöre halkının biraz olsun rahatlayacağı tahmin ediliyor.

Orman Bölge Müdürü Salih Akbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Artvin’in yaban hayatı açısından zengin bir il olduğunu, doğal hayatı korumak, doğal hayatın ayrılmaz parçası olan yaban hayvanlarının beslenme ihtiyacını karşılamak, dolayısıyla insanlarla yaban hayvanları arasında yaşanan çatışmayı en aza indirmek için çalıştıklarını belirtti.

Ormanların yaban hayvanlarının yaşam alanı olduğunu, bu hayvanların yaban meyvesiyle beslendiğini anlatan Akbaş, “Buralarda yabani meyve ağaçlarının azalması ve yok olması, bu ağaçların meyvelerini yiyerek beslenen ayıların aç kalmasına vesile oldu. Yörede yiyecek bulmakta güçlük çeken başta boz ayılar olmak üzere yaban hayvanları da köylere inmeye başladı.

Böylece köylülerin bağına, bahçesine, arılarına zarar vermeye başladı” dedi.

Köylülerden gelen şikayet üzerine 2008 yılından itibaren ormanlardan topladıkları yabani meyvelerin tohumlarını Ardanuç ve Şavşat Orman İşletme Müdürlüğü fidanlıklarında çimlendirmeye başladıklarını ifade eden Akbaş, “Burada yetişen fidanları, sonbaharda ormanlık alanlarda yaptığımız rehabilitasyon çalışmalarının ardından gruplar halinde dikiyoruz. Zamanla büyüyen bu fidanlar ağaç olarak meyve vermeye başlıyor. Böylece ayıların bu meyvelerden beslenmelerini sağlamış oluyoruz” diye konuştu.

Akbaş, Ardanuç ve Şavşat ilçelerinde kurdukları 125 dönümlük sahada son 5 yılda 361 bin 335 yabani kiraz, armut, elma, hurma, kızılcık, kestane ve ceviz fidanı üreterek ormanlık alanlarda toprakla buluşturduklarını kaydederek, “Sadece bu yıl 200 bin yaban meyve fidanı ürettik. Bu fidanları sonbaharda toprakla buluşturacağız. Bu fidanlar meyve vermeye başlayınca ayılar ve diğer yaban hayvanları bunlardan beslenmiş olacak” dedi.

Meyve fidanlarının, ormanlarda yaban hayvanlarının daha rahat beslenebileceği yerlere dikildiğini belirten Akbaş, vatandaşlardan bu fidanları korumalarını istedi.
-“Ayıların bizlere zarar vermeden doğada yaşamasını istiyoruz”
Şavşat ilçesinin Susuz köyü sakinlerinden Selçuk Dursun, yaban hayvanlarının yörede arı kovanlarına, tarım alanlarına hatta insanlara zarar vermeye başladığını ifade ederek, “Ormanlarda aç kalan yaban hayvanları köyümüze kadar inmeye başladı.

Ormanlarda meyve ağaçları kalmadığı için bahçelerimizdeki ekili ve dikili alanlar ile arılarımıza zarar veriyorlar. Gündüz hayvanlarımızı meralarda otlatırken bile korkuyoruz” diye konuştu.

Orman Bölge Müdürlüğünün köyde kurduğu fidanlıkta yaban hayvanları için meyve fidanı yetiştirildiğini, köylüler olarak bu projeden son derece memnun olduklarını dile getiren Dursun, köylüler olarak fidanlığın bakımı ve zararlı otların temizliğini gönüllü yaptıklarını söyledi.

Boz ayıların neslinin tükenmesini asla istemediklerini vurgulayan Dursun, “Ayı vurmanın para cezası olduğunu biliyoruz. Ayıların bizlere zarar vermeden doğada yaşamasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ekrem Demirci (76) ise ayıların eskiden köye inmediğini belirterek, “Şimdiki ayılar medeni oldu, şehirlere, köylere kadar inmeye başladı.

Kapılarımız açık olsa evimize bile girecekler. Ağaçları kırıyor, bahçemizdeki ürünlerimizi yiyorlar. Ayılardan çok şikayetçiyiz. Devletin bir çare bulması lazım ya da devlet bize izin versin, ayıları vuralım. Köyümüzde kurulan fidanlıklarda yetiştirilen yabani meyve fidanları ormanlara dikiliyor. Bu projeyle belki aç kalan ayılar köye inmez. Yaban hayvanlarını seviyoruz ama bize zarar verdiği için ne yapacağımızı bilemiyoruz” dedi.

lars von trier

Ünlü yönetmen Lars von Trier’in, ilk bölümü 14 Mart’ta, ikinci bölümüyse 21 Mart’ta, “İtiraf” adıyla Türkiye’de gösterilmeye başlanacak olan filmi “Nymphomaniac”, Değerlendirme ve Sınıflandırma Üst Kurulu tarafından ticari dolaşıma girmeye uygun bulunmadı, yani düpedüz yasaklandı. Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgard, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Jamie Bell, Uma Thurman, Willem Defoe gibi oyuncuların rollerini üstlendiği “Nymphomaniac”, geçen ay Berlin Film Festivali’nde sansürsüz olarak gösterilmiş ve gerek izleyicilerin gerekse eleştirmenlerin övgüsünü almıştı. Lars von Trier’in hayatını, ailesiyle enteresan ilişkisini, çevresiyle ‘uyumsuz’ büyümesini, ‘Dogma 95 Manifestosu’nu yaratan koşulları, özgürlükçü yapım şirketi Zentropa’yi ve filmlerini anlatan, Jack Stevenson’ın kaleminden çikan bir kitap, Begüm Kovulmaz çevirisiyle Agora Kitaplığı’nca yayınlanmıştı.

1 (1)

Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi’nin, Rusya’ya yönelik veya Rusya üzerinden yapılan TIR Karneli transit taşımalardaki ek teminat kısıtlaması nedeniyle Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği (IRU), 14 Ekim 2013 ile 31 Aralık 2013 tarihleri arasında Rusya gümrük makamlarına sunulan ve kabul edilmeyen TIR Karneleri için, bir düzenleme geliştirdi.

Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Birliği, bedelsiz karnet kotası açacak.
Birlik Yönetim Kurulu kararı uyarınca, Rusya Federasyonu gümrük idarelerine sunulan ve kabul edilmeyerek broker firmalara ilave ücret ödemek koşuluyla gerçekleştirilen taşımalara TIR Karnelerinin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne iadesi akabinde IRU’ya gönderilmesi ve IRU tarafından uygunluğu teyit edilen karneler için firma bazında bedelsiz karne kotası açılacak.
Firmaların, taşımalarına ilişkin TIR Karne iadelerinde, dosyalarına firma beyanı, Rusya Gümrüklerince kabul edilmediğine dair tasdikli teyit, ilave teminat için ödenen meblağın açıkça görüldüğü fatura veya alındı belgesi, Rusya’da bulunan gümrüklerce açılan transit beyannamesinin bir örneği ve CMR belgesinin kopyasını ekleyerek TOBB’a iletecek. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne iletilen TIR Karneleri ve ekli belgeler, IRU’ya gönderildikten sonra; IRU tarafından yapılacak inceleme akabinde karne bazında alınacak teyit sonucunda, firmaların kullandıkları TIR Karnesi cinsine göre, bedelsiz TIR Karnesi tahsis edilecek.
İletilen bilgiler doğrultusunda, TIR sistemine üye firmaların; TIR Karnesi iadesinde temin etmesi gereken belgeler ve iade edilecek TIR Karnelerinin usulüne uygun olarak ilgili Ticaret Odasına yazı ekine iade etmesi gerekiyor.

bas donmesi

Baş dönmesi ve dengesizliğe yol açabilecek pek çok farklı hastalık olabilir. İç kulak hastalıkları, nörolojik hastalıklar ve psikiyatrik rahatsızlıklar en sık karşılaşılan nedenlerdir. Başı dönen bir hastanın mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyleyen Liv HOSPİTAL Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sarp Saraç “Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesin sebebidir ama kimi zaman kafa içindeki bir tümörün de ilk belirtisi olabilir” diye uyarıda bulunuyor… Baş dönmesine yol açan pek çok kulak hastalığı olabilir. Bunlardan en sık karşılaştığımız “benign paroksismal pozisyonel vertigo” adı verilen iç kulaktaki denge kristallerinin yarım daire kanalına kaçması nedeniyle olan ve baş hareketleri ile ortaya çıkan kısa süreli baş dönmesidir. Sık nedenlerden bir diğeri ise iç kulak sıvısının artması sonucu ortaya çıkan, ataklar halinde gelen ve saatler boyu süren şiddetli baş dönmesi ile karakterize bir hastalık olan Meniere hastalığıdır.

Baş dönmesine bulantı ve kusma eşlik eder
Baş dönmesi (vertigo) hareket illüzyonudur, yani hasta kendisinin ya da çevrenin hareket ettiği hissine kapılır. Bulantı ve kusma eşlik edebilir. Denge kaybı ise kişinin dengeyi sağlayan 3 sistemden (iç kulak, dokunma ve görme) biri ya da birden fazlasında ya da bu sistemleri koordine eden beyincikle ilgili bir sorun olduğunda ortaya çıkar. Hasta dengesini sağlamakta zorluk çeker, düşmeler olabilir.

Başı dönen hasta hangi hekime başvurmalı?
Baş dönmesinin pek çok nedeni vardır. Bu hastalıklardan bir kısmı ilaç tedavileri ile bir kısmı ise bazı döndürme manevraları ile tedavi edilebilir. Bazen tansiyon düşüklüğü baş dönmesine neden olabilirken diğer yandan baş dönmesi kafa içindeki bir tümörün ilk belirtisi olabilir. Dolayısıyla, baş dönmeli hasta mutlaka hekime başvurmalıdır. Baş dönmesinin en sık nedeni iç kulak hastalıklarıdır. Bu yüzden genellikle baş dönmeli hastaları ilk olarak Kulak-Burun-Boğaz hekimleri görmeli. İç kulakla ilgili bir sorun olmadığında hasta nöroloji veya psikiyatri bölümlerine sevk edilebilir. Bunun yanında eğer hastada baş dönmesi ile birlikte kuvvet kaybı veya his kaybı gibi şikâyetler varsa direkt olarak nörolojiye baş vurması uygun olur.

Cerrahi müdahale gerekebilir
Baş dönmesinin pek çok farklı sebebi olduğu için her birinin tedavisi birbirinden farklıdır. En sık neden olan benign paroksismal pozisyonel vertigonun tedavisinde döndürme manevraları kullanılıyor. Meniere Hastalığı’nın tedavisinde ilaçlar ve ilaçların yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahaleler uygulanır. Bunun yanında baş dönmesinin nedeni kafa içindeki tümöral bir oluşum ise cerrahi bir müdahale veya ışın tedavisi gerekebilir. Baş dönmesi ile gelen hastalara öncelikle komple bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekli durumlarda kulak mikroskop altında değerlendirilir. Pozisyonel baş dönmesinden şüphelenilen vakalarda “Dix-Hallpike” adı verilen bir manevra uygulanır. İşitme testi, başta Meniere Hastalığı olmak üzere iç kulak kaynaklı baş dönmelerinin teşhisinde çok yardımcı bir tetkiktir. Nistagmus adı verilen istemsiz göz hareketlerinin değerlendirilmesinde ise “Videoelektronistagmografi” adı verilen cihazdan yararlanıyoruz.

Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri birlikte değerlendiriyor
Baş dönmesi insanlarda çok fazla rahatsızlık hissi yaratan bir şikâyet. Özellikle şiddetli ve uzun süren baş dönmeleri hastalarda çaresizlik hissi, korku ve depresyon yaratıyor. Bunun yanında hastaların baş dönmesi yüzünden düşüp bir yerlerini yaralama, araba kullanırken gelirse kaza yapma gibi riskleri bulunuyor. Nöroloji, beyin cerrahisi ve psikiyatri bu hastalarımızı birlikte değerlendirdiğimiz ana bilim dallarının başında geliyor.

Stres atakları tetikliyor
Stres direkt olarak baş dönmesine neden olmasa da özellikle Meniere Hastalığı’nda stres, iç kulak sıvısını arttırıp baş dönmesi ataklarını tetikliyor. Meniere Hastalığı’nda aşırı tuz tüketimi de atak riskini arttırıyor. Bunun dışında beslenme bozukluğu kansızlığa yol açmışsa baş dönmesine neden olabilir.

 

 

 

1 (2)

Artvin Halk Sağlığı Müdürlüğü 5-11 Ocak Verem Savaş Haftası olması sebebiyle resmi internet sitesinde verem hastalığı hakkında bilgilendirmede bulundu. Artvin Halk Sağlığı Müdürlüğü resmi internet sitesinde verdiği bilgilerde; “Ülkemizde, verem (tüberküloz) hastalığı konusunda toplumun bilgilendirilmesi amacıyla her yıl Ocak ayının ilk Pazar gününden başlayan hafta Verem Eğitim ve Propaganda Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu yıl da 05-11 Ocak 2014 tarihleri arasında “67. Verem Eğitim ve Propaganda Haftası” çerçevesinde bütün yurtta konu ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenlenecektir.

Verem, insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olmasına rağmen hala tüm dünyada bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre dünya genelinde tüberküloz görülme sıklığı ve ölüm hızları düşmektedir. Buna rağmen dünyadaki tüberküloz vaka sayısı halen çok yüksektir.

Türkiye’de yılda yaklaşık 13-14 bin yeni verem hastası ortaya çıkmaktadır. Yeni tespit edilen tüberküloz hasta sayısı her yıl yaklaşık yüzde 6 oranında azalmaktadır. 2005-2006 yıllarında Türkiye genelinde yaklaşık 21.000 tüberküloz vakası varken 2012 yılında kayıtlı toplam tüberküloz vaka sayısı 14.691’e düşmüştür. Hastaların yüzde 59’u erkek, yüzde 41’i kadındır. Hastaların yüzde 64’ünde akciğer tüberkülozu varken, yüzde 36’sında akciğer dışındaki organlar (lenf bezleri, plevra, kemik, böbrek, beyin vb.)  tutulmuştur. Hastaların yüzde 1,8’i yabancı ülke doğumlu hastadır.

Dünya genelinde tüberkülozla ilgili en önemli tehlike hastaların ilaçlarını düzenli kullanmamaları veya tedavilerini yarım bırakmaları sonucunda gelişen ilaç direncidir. Bu vakalar birinci seçenek verem ilaçlarına dirençlidir ve tedavileri ancak ikinci seçenek tüberküloz ilaçları ile mümkündür. Bu da tedavi başarısını azaltmakta ve tedavi maliyetini arttırmaktadır. Türkiye’de 2012 yılında tespit edilen vakaların  %2’si çok ilaca dirençli tüberküloz hastasıdır.

Tüberküloz vakalarının özellikle de bulaştırıcılığı en fazla olan yayma pozitif vakaların (balgamında verem mikrobu tespit edilmiş vakalar) başarı ile tedavi edilmesi tüberküloz kontrolünde en önemli hususlardan birisidir. Türkiye’nin, 2011 yılı yeni yayma pozitif vakalarda tedavi başarısı yüzde 90’dır. Bu oran Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nde %66’dır.

Dünyada tüberküloz kontrolü için Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir kontrol programı, ülkemizde ise aynı standartlarda ve paralelde bir ulusal tüberküloz kontrol programı uygulanmaktadır. Ülkemizde tüberküloz kontrol programı çalışmaları “Veremsiz Bir Türkiye” oluşturmak amacıyla kamunun yanında özel sektör, sivil toplum örgütleri ve gönüllü kuruluşlarla birlikte yürütülmektedir. Bu hedefe ulaşmada verem savaşı derneklerinin çok değerli katkıları mevcuttur.

Bakanlığımız toplum sağlığı merkezi verem birimleri (verem savaşı dispanseri), tüberküloz tanı laboratuvarları ve diğer sağlık kurum ve kuruluşları ile verem kontrolü hizmetlerini titizlikle sürdürmektedir.

Verem hastalığı solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Verem hastalığının genel belirtileri arasında; halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi ve çocuklarda kilo alamama bulunmaktadır. Akciğer tüberkülozunda; öksürük, balgam, öksürükle kan tükürme, göğüs-sırt-yan ağrısı ve nefes darlığı şikâyetleri görülebilmektedir. 2-3 haftadan uzun süren öksürük şikâyeti olan ve akciğer bulguları antibiyotik tedavisi ile düzelmeyen hastalarda verem araştırılmalıdır. Bu şikâyetleri olan kişilerin en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmesi gerekmektedir.

Çocukları veremden korumak için doğumdan 2 ay sonra BCG aşısı uygulanmaktadır. BCG aşısı aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezleri verem birimlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Ayrıca toplumu veremden korumanın en etkili yolu, bulaştırıcı verem hastalarının erkenden bulunması ve tedavi edilmesidir.

Verem hastalığına yakalananların aileleri ve temaslıları da toplum sağlığı merkezleri verem birimlerine (verem savaşı dispanseri) davet edilerek kontrol edilmektedir. Bulaştırıcı olan hastaların yakın çevresindekilere koruyucu ilaç tedavisi verilmektedir.

Ülkemizde verem hastalığının teşhis ve tedavisi ücretsiz olarak yapılmaktadır. Dirençli vakalar da dâhil tüberküloz hastalarının tedavisinde kullanılan bütün tüberküloz ilaçları Bakanlığımızca temin edilerek ücretsiz olarak hastalara ulaştırılmaktadır. İlaç tedavisine başlandıktan 15-20 gün sonra bulaştırıcılık büyük oranda yok olmaktadır.

Verem tedavisinde ilaçların düzenli kullanılması büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde verem hastalarının tedavilerinin düzenli yürütülmesini sağlamak amacıyla hasta odaklı Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulanmaktadır. Doğrudan gözetimli tedavi uygulamasında hasta, tüm tedavi süresince ilaçlarının her dozunu bir görevlinin ya da sorumlunun gözetiminde içer ve bu durum kayıt altına alınarak tedavinin başarıyla sonuçlanması sağlanır.

Özetle;

Verem hava yoluyla bulaşan, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Erken tanı, doğru ve etkin tedavi ile hastalıktan korunmak mümkündür. Verem hastalığından korunmak ve sevdiklerimizi korumak için bazı kurallara dikkat etmemiz gerekir. Öksürürken mutlaka ağzınızı kapatınız. Kullandığınız mendilleri çöp kutusuna atınız. Ellerinizi sabunla yıkayınız. Bulunduğunuz ortamı havalandırmaya özen gösteriniz. Verem hastalığının belirtilerini hissettiğinizde en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz. İki-üç haftadan uzun süren öksürükle birlikte balgam, kan tükürme, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi şikâyetleri olan kişilerin verem açısından da kontrollerinin yapılabilmesi için en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmesi gerekmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ile veremi durdurabilir ve sevdiklerinize bulaşmasını önleyebilirsiniz.

Verem tedavisi gören bir kişi, ilaçlarını belirli bir süre düzenli olarak kullandığında hastalığın bulaştırıcılığı ortadan kalkar. Düzenli tedavi olmayan hastalar ilaca dirençli hale gelir ve hastalığı ilaca dirençli olarak bulaştırırlar. Verem tedavisinde kullanılan tüm ilaçlar ücretsizdir.

Verem tedavisi gören hastaların tedavisinde kullanılan bütün tüberküloz ilaçları, Bakanlığımızca temin edilerek ücretsiz olarak hastalara ulaştırılmaktadır.

Verem hastalığının tedavisinde tam başarı için, ilaçlarınızı Doğrudan Gözetimli Tedavi ile kullanınız.

Doğrudan Gözetimli Tedavi, verem hastalığında tedavi başarısını arttırmak için, tüberkülozlu hastaların her doz ilacının her gün bir sağlık çalışanı veya eğitilmiş bir gönüllü tarafından içirtilmesi esasına dayanır. Böylece doğru ilaçları, uygun zamanda ve gerektiği sürede kullanmanız sağlanmaktadır. “Hedefimiz Veremsiz Bir Türkiye” Sağlıklı yaşam dileğiyle;

Bu hastalık hakkında sormak istedikleriniz veya tereddüt ettiklerinizi İlimiz verem Biriminden (04662121051) veya bulaşıcı hastalıklar şubesinden (04662121841) öğrenebilirsiniz.” İfadelerine yer verildi.

 

turkiyede_sadece_karadenizde_var_h26367
Artvin’deki Sarıçayır Yaylası’nda bir mağaradan çıkarılan “Peri Balı” kilogramı 5 bin avro yani 15 bin liradan satılıyor. Bin 800 metrelik mağaradan çıkarılan toplam 18 kilogram balın 6 kilogramı satıldı.
Artvin’in Şavşat ilçesinde bal üreticiliği yapan Günay Gündüz, endemik bitki çeşitliliği nedeniyle dünyada ender bulunan balların üretildiği ilçede Sarıçay Yaylası’nda bir mağarada buldukları “Peri Balı’nın” içeriğindeki mineralleri nedeniyle yüksek fiyatlara alıcı bulduğunu belirtti.
TAHLİL İÇİN FRANSA’YA GÖNDERİLDİ
 Bölgede üç kuşaktır balcılıkla uğraştıklarını, 2009 yılında yayladaki bir mağarada arı hareketliliği saptadıklarını ifade eden Gündüz, “1800 metrelik mağarada yaptığımız araştırma sonucu bal olabileceğini tahmin ettik. 500 metrelik halatlarla profesyonel dağcıların yardımıyla indiğimiz mağarada kayalara bağlı olarak 18 kilogram bal bulduk. Bal analizi konusunda en prestijli kurum olan Fransa’daki CETAM laboratuvarına gönderdik. Burada yapılan analizlerde kovan olmadan kayalara bağlı oluşan bu balın içeriğindeki mineraller nedeniyle çok farklı olduğu ve 7 yıllık olduğu saptandı.”
FRANSA’DA 45 BİN AVRO’YA SATILDI
 Balın 2009 yılında Fransa’daki bal borsasında 1 kilogramının 45 bin avro, 2010 yılında ise Çin’deki borsada 1 kilogramının 28 bin avro fiyatla ilaç firmalarına satıldığını anlatan Gündüz, gıda maddesinden çok tedaviye yardımcı özellikleri nedeniyle tercih edilen balın Türkiye’deki satış fiyatının 5 bin avro olarak tespit edildiğini anlattı.
6 KİLOGRAMI SATILDI
 Balın 6 kilogramının satıldığını belirten Gündüz, sözlerini şöyle sürdürdü: “170 ve 250 gramlık kavanozlarda sattığımız bala kanser gibi müzmin hastalıklarla mücadele eden insanlar rağbet gösteriyor. İnsanlar balın fiyatını sorduğunda şaşırıyor. Bir otomobil parası etmesi nedeniyle ilk etapta tepki çekiyor. Ancak balın gıda maddesi değil tedavi amaçlı tüketildiği öğrenildiğinde anlayışla karşılıyorlar.”