STK’lar nereye gidiyor?

Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarının (SYK) sayısı ve faaliyetleri ülke genelinde hızlı bir şekilde artmakta,  bu kuruluşlar toplumun değişik kesimleri içerisinde yaygınlık kazanmakta, bu yönüyle de STK’lar toplumsal gelişmenin ve değişimin önemli dinamiklerinden biri haline gelmektedir. Devlet ve özel sektörün yanında bir üçüncü sektör olarak da adlandırılan STK’ların ne olduğu konusunda farklı tanımlamalar mevcuttur. Bunlara göre […]

mustafamelek

Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarının (SYK) sayısı ve faaliyetleri ülke genelinde hızlı bir şekilde artmakta,  bu kuruluşlar toplumun değişik kesimleri içerisinde yaygınlık kazanmakta, bu yönüyle de STK’lar toplumsal gelişmenin ve değişimin önemli dinamiklerinden biri haline gelmektedir.

Devlet ve özel sektörün yanında bir üçüncü sektör olarak da adlandırılan STK’ların ne olduğu konusunda farklı tanımlamalar mevcuttur. Bunlara göre STK’lar:

1. Bireylerin ve grupların devletten kaynaklanmayan ve devletçe yönetilmeyen, devletten önce gelen, onun içinde yaşayan, ama onunla özdeş olmayan, hatta ona karşı koyabilen örgütlenmelerdir.

2. Bir tür insan ilişkileri yumağı olup etkinliği itibarıyla demokratik sistemin vazgeçilmez unsurları arasındadır.

3. Merkezi ya da yerel yönetimin denetiminde olmayan, gönüllü olarak kurulmuş dernekler, vakıflar, siyasal partiler, spor kulüpleri, sendikalar, meslek odaları gibi örgütleri kapsarlar.

4. Gönüllülüğe hayırseverliğe dayalı, topluma hizmeti ve siyaseti etkilemeyi temel alırlar.

5. Kişisel hayırseverlik duygularıyla kurulabildiği gibi işletmelerin kurumsal sosyal sorumluluk projelerine de konu olabilmektedirler. Son 20 yılda Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik süreci çerçevesinde kabul edilen reform süreci, demokratikleşme ve özgürlük konusunda 12 Eylül askeri darbesinin oluşturduğu baskısının gevşemesine ve STK’ların gelişmesi üzerinde etkili olmuştur. Bu gelişmeler sonucunda, aynı süreçte, STK’lara halkın ilgisi ve farkındalık düzeyi artmış, sonuçta STK’lar toplum gözünde itibar kazanmıştır. STK’ların gelişmesini tetikleyen önemli etkenlerden biri de yasal mevzuattın basitleştirilmesi olmuş, bunun sonucu olarak özellikle dernek ve vakıf türü STK’ların sayısı oldukça artmıştır. Böyle bir ortamda büyük şehirlerde bölge, il, ilçe ve köy düzeylerine kadar çok sayıda STK’nın ortaya çıktığı gözlenmektedir. Bu tür bölgesel bir sivil toplum kuruluşunun temel faaliyet alanlarını, hali hazırda yaşadıkları şehirde bulunan tüm hemşeriler arasında bir ilişki ağı geliştirmek ve hemşerilerin geldiği şehrin sorunları konusunda duyarlılığını arttırarak o şehrin sorunlarının çözümüne katkı sağlamak oluşturmaktadır. Sonuçta bunlar, gönüllü ve hayırseverlik duygularıyla hayata geçen çabalardır ve bu özellikleriyle büyük şehirlere göç etmiş olan hemşerilerin iyi niyetli çalışmalarıyla yürümektedir. Tüm bu etmenler sonucunda son yıllarda giderek artarak Karadeniz, Artvin, ilçeleri ve köyleri ile ilgili dernek ve vakıfların çoğaldığını görmekteyiz. Burada, bu tür örgütlenmelerin temelde hepsinde var olduğu söylenebilecek bazı zaaflara dikkat çekmek istiyorum.

1. STK’lar gönüllü ve hayırseverlik duyguları ile hareket edilmesi gereken birer faaliyet alanı olmasına rağmen kuruluşlar arasında, hatta aynı kuruluştaki gruplar arasında şiddetli bir rekabet yaşanmaktadır.

2. Demokratik ve kollektif yönetim ortaya koyan kuruluşlar olarak hayatlarını sürdürmeleri gerekirken başkan / lider olma anlayışı tüzel kişiliklerin ve yönetim yapılarının önüne geçmektedir.

3. Özellikle bölgesel STK’ların, siyaset ve siyasi partiler ile ilişkilerinde bir seviye, mesafeli duruş ve dengeli temsiliyet beklenmekte ancak birçok kuruluş açıktan veya örtülü olarak gündelik siyasi hayatın içerisinde bulunmaktan kaçınmamaktadır.

4. Bölgesel STK’lar faaliyet alanlarını belirlerken hem var oldukları şehirdeki hemşerileri ile ilgili faaliyetler ile hem de örgütlenmelerine konu olan, gelinen bölgenin (il, ilçe, köy) sorunları ile ilgili faaliyetler arasında dengeli bir tutum, hatta ikincisi lehine bir öncelik oluşturmaları beklenirken birçok nedenle bölgenin çevresel, ekonomik ve sosyal sorunları ile ilgilenmemektedirler. Böyle bir ortamda gerçekleşen STK faaliyetleri kitlenin katılımını ve ilgisini çekememekte, sonuçta ise, STK yöneticileri bu ilgi eksikliğinden ve bağışların yeterli olmamasından şikâyet etmektedir. Artvin ile ilgili her düzeydeki STK’nın rekabeti ve çekişmeyi bir taraf bırakıp hem üyelerine ve ilgili kitleye hem de memleketlerine hizmet etme konusuna yoğunlaşmalarının zamanı gelmedi mi?

Dr. Mustafa Melek
Öğretim Üyesi / Yönetici Plato Meslek Yüksekokulu

0 comments