“Türkiye’nin suyunu yabancı sermaye ele geçiriyor”

Taraf gazetesinde yer alan haberi değerlendiren Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, “Her gün tüm gazetelerin çevre haberlerini tarıyor ve bunları dosyalıyoruz. 17 Temmuz tarihli gazetede Türkiye’deki içilebilir suların yabancı su şirketlerinin eline geçtiğini yazıyordu. Biz HES’ler konusunda bu projelerin asıl amacının suların Dünya su şirketlerinin kontrolü altına alınması olduğunu defalarca söyledik. Uzmanlar getirdik, […]

1 (2)

Taraf gazetesinde yer alan haberi değerlendiren Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, “Her gün tüm gazetelerin çevre haberlerini tarıyor ve bunları dosyalıyoruz. 17 Temmuz tarihli gazetede Türkiye’deki içilebilir suların yabancı su şirketlerinin eline geçtiğini yazıyordu. Biz HES’ler konusunda bu projelerin asıl amacının suların Dünya su şirketlerinin kontrolü altına alınması olduğunu defalarca söyledik. Uzmanlar getirdik, Konferanslar verdik. Evet, bu haber bizim korkularımızı ve iddialarımızı doğrulamaktadır. Aslında HES’ler ve madenler paralel bir şekilde ilerliyor. Bir yerde HES projesi varsa civarda mutlaka bir Maden Projesi de var. Çünkü maden işleyebilmeniz için suya ihtiyacınız vardır. Zaten en değerli maden şüphesiz ki suyun kendisidir” dedi.

Taraf gazetesinde çıkan haber de ise şu ifadeler yer alıyor: Türkiye su fakiri değil ama su azlığı yaşayan bir ülke. Nüfusu arttıkça, su fakirliği artacak. Son yıllarda çok uluslu firmalar, Türkiye’nin tatlı su kaynaklarını satın aldı. Suyun kullanımına ve yabancı sermayeye regülasyon (Yönetmelik) şart.

Dünya su kaynakları hızla azalıyor. Ve daha önceleri serbest bir hammadde olan su artık maliyeti yükselen bir emtiaya dönüştü. Artık Apple’dan Rio Tinto’ya kadar pek çok firma su konusunda yeni yatırımlar yapıyor. Çünkü firmaların su kaynakları marka değerini, kredi derecesini, sigorta maliyetlerini belirliyor artık. Gelecek için su ihtiyacını çözümleyemeyen firmaların marka değeri ve kredibilitesi düşüyor. Bir de sigorta maliyetleri çoğalıyor. İşte bu nedenle ülkelerin su kaynakları artık çokuluslu şirketlerin gözlerini diktiği en önemli hammadde oluyor.

Gelelim bu kısa açıklamayı niye yaptığımıza…Yaptık çünkü dünyada 1,35 milyar kilometreküp tuzlu su kaynağı bulunuyor. Bu kaynağın 104 bin 590 kilometreküpü taze su kaynağı olan yüzey suyu oluyor. Ve dünyada taze yüzey suyun yüzde 60’ı sadece 10 ülkede bulunuyor. İşte bu taze yüzey suyun yüzde 12,1’i Brezilya, yüzde 9,3’ü Rusya, yüzde 7,8’i ABD, yüzde 6,8’i Çin, yüzde 6,2’si Kanada, yüzde 5,4’ü Kolombiya, yüzde 4,7’si Endonezya, yüzde 3,7’si Peru, yüzde 2,8’i Myanmar’da bulunuyor. Bu arada dünya su tüketimi hızla artıyor. Çünkü 2000 yılında 3 bin 973 kilometreküp taze su tüketilirken 2010’da yıllık taze su tüketimi 4 bin 431 kilometre küpe yükseldi. 2025’te tüketimin 5 bin 235 kilometreküp olacağı tahmin ediliyor.

Peki, su tüketimi sektörel olarak nasıl dağılıyor? Şöyle dağılıyor; dünyada suyun yüzde 75’i tarımda, yüzde 15’i sanayide, yüzde 10’u yerel yönetimler tarafından yerleşim bölgelerinde kullanıyor.

Gelelim Türkiye’ye…Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre; Türkiye su fakiri değil ama su azlığı yaşayan bir ülke oluyor. Ve bir ülkede kişi başına yılda kullanılabilir su miktarı 1.000 metreküpün altında seyrediyorsa bu ülke su fakiri sayılıyor. Türkiye’de ise kişi başına yılda 1.519 metreküp kullanılabilir su düşüyor. Ama bu su miktarı artan nüfusu karşılayacak düzeyde değil, nüfus çoğaldıkça bu ülke su fakirliğine doğru yol alıyor. Çünkü nüfus 100 milyon olduğunda kişi başı su miktarı 1.120 metreküpe gerileyecek.

Bütün bunları niye anlattığımıza gelince…Türkiye’de ve dünyada su kıtlığının çözümü genellikle devletlerin politikalarına bağlı oluyor. Çünkü suyun ekonomik olarak kullanım kuralları yani sulamada israfın önlenmesi, içme sularının kullanımı, atık suyun dönüşümü hep devlet yetkisiyle yapılabilecek düzenlemeler. Oysa Türkiye’de şimdi çokuluslu firmalar gelip su kaynaklarını satın alıyorlar ya da yeraltı sularını kontrolsüz kullanabiliyorlar. Bu arada hemen hatırlatalım, Türkiye’de yılda dört milyar liraya ulaşan içme suyu pazarında bazı büyük içme suyu firmalarının mülkiyeti çokuluslu şirketlerin eline geçti. Oysa ülke içi su pazarı dış ticarete konu olmayan bir alan… O hâlde yabancı firmalar, döviz kazandırıcı işlem yapmayıp iç pazara mal sattıklarından yakında bu firmaların yapacakları kâr transferlerinin ödemeler dengesine olumsuz etki yapacağı açık bir gerçek oluyor. Dolayısıyla yabancı sermaye derenin taşıyla derenin kuşunu vuruyor.Anlayacağınız, hem suyun kullanımına hem de dış ticarete konu olmayan mal üretimine giren yabancı sermayeye regülasyon şart.”

nese karahan arhavi hes alabalik hes 1 (5) 1 (4) 1 (3) 1 (1)

0 comments